Suat Derviş’in anlamlı mücadelesi

Haber gorseli

MELİSA VARDAL – Suat Derviş’in ölümünün üzerinden 54 yıl geçti. Fakat onun adı, aradan geçen yılların ardından yalnızca edebiyat tarihinin bir parçası olarak anılmıyor, kitapları yeniden basılıyor, eserleri üzerine çalışmalar yapılıyor, yeni okurlar tarafından keşfediliyor. Derviş’i yıllar sonra yeniden ve yeniden okutan, yaşadığı dönemde toplumun görmezden geldiği hayatlara çevirdiği bakıştı. Bir şehrin vitrininden çok arka sokaklarını, zenginliğinden çok yoksulluğunu, merkezinden çok kıyısında kalanlarını yazmayı seçti. Kadınları, işçileri, işsizleri, evsizleri, hastaları, kentin dışında bırakılanları ve hayatta kalma mücadelesi verenleri edebiyatının ve gazeteciliğinin merkezine aldı. Suat Derviş’in baktığı yerler, onun görünür kıldığı hayatlar ve sorduğu sorular bugün de hayatın içinde varlığını sürdürüyor.

Derviş’in gazeteciliği, yalnızca dönemin olaylarını kayda geçirmekle sınırlı değildi. 1930’lu yıllarda Son Posta, Vatan, Cumhuriyet ve Gece Postası gibi gazetelerde yazan Derviş, 1935-1937 yılları arasında kaleme aldığı ve daha sonra “Çöken İstanbul” adıyla bir araya getirilen röportajlarında şehri yoksulluğu, hastalığı ve değişen yüzüyle gösterdi. Gazetecilikte karşılaştığı bu hayatlar, Derviş’in edebiyatında da karşılığını buldu. Romanlarında da toplumun dışında bırakılan kadınların, yoksulların ve yalnızların hikâyeleri öne çıktı.

“Fosforlu Cevriye”de toplumun kıyısında yaşamaya zorlanan bir kadının hikâyesini anlatırken “İstanbul’un Bir Gecesi”nde ise tek bir gece boyunca farklı sınıflardan insanların kesişen hayatları üzerinden kentin toplumsal dokusunu ve sınıfsal ayrımlarını görünür kıldı. “Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır”, “Önce Kadınlar ve Çocuklar”, “Aksaray’dan Bir Perihan”, “Çılgın Gibi”, “Hiçbiri” gibi eserlerinde de farklı hayatların, kırılmaların ve toplumsal gerçekliklerin izini sürdü. Yazarın metinlerini birbirine bağlayan temel çizgi ise hep görünmeyeni görmek ve anlatılmayanın sesi olmak…

Üç yeni kitap

İthaki Yayınları, Suat Derviş’in 54. ölüm yıl dönümü dolayısıyla yazarın daha önce kitaplaşmamış metinlerini okurla buluşturan üç kitaplık bir seçki hazırladı. “Sevdiği Bendim”, “Üç Papatyalı Kadın” ve “Bitmeyen Korku” adlı kitaplar bugün raflardaki yerini aldı. “Üç Papatyalı Kadın”, Derviş’in Filiz Hataylı takma adıyla kaleme aldığı ve bugüne dek kitaplaşmamış metinlerden oluşurken, yazarın kendi adıyla yayımlanan “Günahtan Kaçan Kadın” adlı çizgi romanıyla birlikte okura sunuluyor. Yine Filiz Hataylı imzasını taşıyan ve daha önce kitaplaşmamış “Bitmeyen Korku” ise “Bir Köşede Bir Kadın” novellasıyla birlikte yayımlanıyor.

Zamana inat var olan yazar

Yazarın kitaplarının editörü Serdar Soydan “Suat Derviş neden hâlâ güncel?” sorusunu şöyle yanıtlıyor:

“Suat Derviş akılda kalıcı, güçlü kadın karakterleri ve hâlen güncelliğini koruyan temalarıyla yaşadığı zamanın ötesinde bir yazar olmuş. İyi eserler, büyük yazarlar böyledir: Üzerlerine toprak atılsa da, ölmeye terk edilseler de bir gün gün yüzüne çıkar, okuyucularıyla buluşur ve zamana inat var olurlar. Pek çok yazarın eserlerini araştırdım, yayıma hazırladım. Ancak Suat Derviş kadar okuyucuda karşılığını bulan olmadı. Eserin hikâyesi kadar yazarın hikâyesi de bunda etken. Uzun yıllar boyu tecrit edilmiş, işkence görmüş, yok sayılmış bir yazarın, Suat Derviş’in bu dışlanmaya rağmen mücadelesi de biliniyor ve bu mücadele eserlerine bir kat daha anlam katıyor”

yok

Author: Ayşe Yıldız